Güler 17 yaşında dedik ya. Ama öğretmen olmuş. Kendisini büyümüş görüyor. Baba kızının yanına anneyi ve küçücük oğlunu da katıyor. Onları köye gönderiyor.
Köyün adı da bir garip geliyor Güler’e. Kara amca. O zaman merak edip,sormamıştı kimseye.Ama şimdi birileri olsa da sorsam diyor. Köyde daha önce kimsenin oturmadığı bir öğretmen lojmanı vardı. Anne kız ve oğlancık oraya yerleştiler. Karşılıklı iki divan ,bir masa ,yerde bir kilim, mutfakta bir kaç kap kacak.. Evde su ve elektrik yok. Köyde de yok zaten.
Güler kıpır kıpır yüreği, heyecanlı ,ona macera gibi geliyor herşey. Anne çok genç. 37-38 yaşlarında, çok becerikli güçlü kuvvetli . Küçük oğlan ise içine kapalı, konuşmuyor. Halinden memnun mu belli değil.
Ertesi gün yılların öğretmeni edasıyla lojmanın hemen yanında olan okul binasına gidiyor Güler. Genç iki erkek öğretmen karşılıyor onu . Güler korkuyor onlardan . Belli etmiyor. Dört yıl yatılı okulda erkek öğretmenler dışında erkek kedi bile görmemiş. Ailesi İstanbul’da Anadolu yakasında ,Anadolu’dan gelmiş ,gariban ailelerin oturduğu bir semtte oturuyor. Annesi oldukça tutucu. Baba Cumhuriyet adamı denilen kişilerden biri ama o da muhafazakar. Böyle bir ortamda büyüyen Güler’in de oldukça tutucu görüşleri var. Erkeklerden çok utanıyor. Başını kaldırıp yüzlerine bakamıyor. Hem korkuyor hem de çok utanıyor.
İki erkek öğretmen bilgi veriyor. Adını hiç öğrenemediği bir tanesi tayin olmuş gidecekmiş. Adı Ramazan olan “Hoca hanım “diye kendisine hitap edince , kısa bir şaşkınlık geçirir küçük öğretmen kız. Ramazan Öğretmen “hoca hanım siz 1,2,3. sınıfları alın. Çok gençsiniz. 4 ve 5.sınıf öğrencileri devamlı sınıfta kalarak ilerledikleri için yaşça biraz büyükler “der. “Ben aynı zamanda okulun müdürüyüm hoş geldiniz köyümüze ve okulumuza “diye konuşmasını sürdürür. “Hoca hanım, hoca hanım ” diye içinden tekrar eder Güler öğretmen. Öğretmen okuluna gitmek onu çok mutsuz etmişti ama ,hoca hanım olmak da hoşuna gitmişti doğrusu. Kısık ve korkak bir sesle “teşekkür ederim ” diyebildi .
O gün akşam yemeğine Ramazan öğretmen onları evine davet etti. Anne kızı ve oğlu çekinerek gittiler. Yere bir örtü serilmişti. Üzerine az yüksek bir ahşaptan yapılmış seki gibi bir şey koymuşlar, onun üzerine de büyükçe bir tepsi (sini diyorlardı galiba) yerleşmişti. Oldukça yaşlı ama çok güzel, dişsiz bir kadın hizmet ediyordu. Misafirlere çok sıcak davrandı. Oğluna da İrmısan diye hitap ediyordu. Yemeğe katılmayan bir de baba varmış evde. Ortalara çıkmadı.
Yemekler güzeldi galiba. Güler hepsinden birer kaşık yedi. Aynı tabaktan yemeye alışkın değildi. Yemek sırasında Ramazan öğretmen Güler’e yaşını sordu. .17 olduğunu duyunca şaşırdı, “22 sanmıştım “dedi. Bu söz Güler’in içine taş gibi oturdu. “Ne demek istiyor bu adam. Ben o kadar yaşlı mıyım ” diye sinirlendi. Nereden bilsin Güler’in yaş fobisi olduğunu..
Ertesi gün Güler elinden geldiğince öğretmene benzer bir kıyafetle okula gitti. İstanbul’da mini etekle geziyordu ama köyde her zaman normal boyda elbise ve etek giydi. Ailesi giyim kuşam konusunda muhafazakar değildi.
Sınıfa girerken eli ayağı birbirine dolaştı adeta.3 sınıf bir aradaydı. 1. sınıflar bir tarafta ,2. sınıflar bir tarafta ,3. sınıflar bir taraftaydılar. Hepsi 20 gariban çocuk. Sessiz ve sakin, korkak oturuyorlardı. Küçük öğretmen kız son sınıftayken ilkokullara staj yapmaya gitmiş, biraz öğretmencilik oynamıştı. Rehber öğretmenler onu başarılı bulmuşlardı. Kendisine güveniyordu. Akşamdan günlük planını yapmış, dersini hazırlamıştı. Son dersten sonra eve giderken başarılı bir gün geçirdiğini düşündü. Eve geldiğinde annesinin suları doldurduğunu güzel yemekler yaptığını gördü. Sevindi. Ramazan öğretmenin şimdilik verdiği lüks denilen aydınlatıcı araç da anne ,kız ve oğlanın mutlu olmalarını sağladı.
Okula ,her çocuk elinde bir odunla geliyordu. Sınıflarda büyükçe bir soba vardı. Büyük çocuklar sobaları yakıyordu. Güler bir gün dahi soba ile tanışmadı, görüşmedi. Soba hep yanıyordu. Evde de annesi soba ile ilgileniyordu. Önceleri çocukların getirdiği odunlardan ısınırken , sonraları anne de odun satın almayı uygun görmüştü.
Okul ve lojman köyden uzakta ,adeta köye tepeden bakar bir konumdaydı. Bahçeye anne bir kümes yaptırdı. İçine bir kaç tavuk koydu. Çocuklarına taze yumurta yedirecekti.
Güler’in kardeşi bir müddet sonra gittikçe artan bir mutluluk yaşamaya başladı. Bir sürü arkadaşı olmuştu. Öğretmenin kardeşi olduğu için el üstünde tutuluyordu. Günün sonunda lojmanın bahçesinde , teneffüslerde okulun bahçesinde arkadaşları ile oyunlar oynuyordu. Bir de annesi “Ethem, Ethem “diyerek eve çağırıp dersin başına oturtmasaydı onu ne kadar güzel olacaktı.
Cumartesi günü Yenişehir’e köyden bir traktör gidiyormuş .Bunu haber alan anne kız ve oğlan bu traktöre binmek istediler. Fakat nasıl bineceklerdi? Anne Ramazan öğretmene baş vurdu. Sonuçta traktöre binmişlerdi. Sarsıla sarsıla giden traktörün arkasına bir oturma yeri eklenmişti. Römork diyorlardı. Oturma yerinin üst kısmına bir tente çekilmişti. Herkes sıkış sıkış oturmuştu ama mutluydular. Şehire gidiyorlardı. Paralar da toplandı. Çocuğa almadılar.
Yenişehir’de Ramazan öğretmen anne kız ve çocuğu yalnız bırakmadı. Onların temel ihtiyaçlarını almalarını sağladı. Güzel bir radyo ,güzel bir lüks aldılar. Gaz lambası da alındı. Güler ,Alexsandre Dumas’ın iki ciltlik Monte Kristo Kontu kitabını satın aldı. Ramazan öğretmen şaşırmıştı. Okumayı pek sevmiyordu. Monte kristo Kontu Güler’in çok severek okuduğu bir kitap oldu. Çok romantik birisiydi.
Akşam üstü traktöre binip evlerine dönerken anne de kız da çocuk da mutluydular. Özellikle radyo onları çok sevindirmişti. Köyden oldukça uzak bir evde oturmuş olmaları onları hiç korkutmuyordu. Güler maaşını alınca annesine veriyordu, evi anne geçindiriyordu. Bir de şu Ramazan öğretmen asık suratı ile etrafa mutsuzluk saçmasaydı?

Kara amca köyünden bir görüntü..
Bir yanıt yazın