Yaşamımızda en az bir kere “Git derdini Marko Paşa’ya anlat”sözünü duymuşuzdur. Kimdir bu Marko Paşa?
Marko Apostolidis, 1814’de SirosAdası’nda doğdu. Rum bir Osmanlı ailesinin çocuğuydu. Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’ den (Tıp Fakültesi) 1851’de hekim (doktor ) olarak mezun oldu.
“Marko Paşa ortaya yakın boyda, zarif vücutlu, kuru yüzlü, tatlı bakışlı, daima
güler yüzlü bir kişiydi. Önceden kırıldığı için bir ayağı kısaydı. Bastonla yürür ve daima kılıcı belindeydi.

1861’de Sultan Abdülaziz’in doktoru oldu. Kızılay’ın kuruluşunda katkısı büyüktür. 1877 yılında Meclis-i Ayan azası olarak (Senato) atandı. Halktan gelen dilekçeleri cevaplaması için 2.Abdülhamit tarafından görevlendirildiği şeklinde bir rivayet vardır. 3 Kasım 1888’de vefat edinceye kadar Mekteb-i Tıbbiye’de (Tıp Fakültesi) çalışmaya devam etti.

Bu okulda Sultan II. Abdülhamit’in özgürlükleri sınırlayan ve fikir hareketlerini yasaklayan yönetimi altında öğrencilerin özgürlüğünü sağladı ve aralarında demokratik fikirlerin yeşermesine izin verdi.


“Tıbbiye Mektebi’nde öğrenciler arasında hürriyet fikirlerinin yayılmaya başladığı bir zamanda bir gün akşam yoklamasında âdet olduğu üzere, öğrenciler üç defa“Padişahım çok yaşa!” diye bağıracakları yerde, hep bir ağızdan “Padişahım alaşağı” diye feryadı basmışlar… Bunu duyan sınıf zabitlerinin etekleri tutuşmuş. Ertesi sabah Marko Paşa mektebe gelince, hemen zabitler Paşa’nın huzuruna çıkıp durumu anlatmışlar… Marko Paşa, öğrencilerin bir kısmını çağırtmış. dinlemeye başlamış. Öğrenciler kendilerini şöyle savunmuşlar: “Paşam, siz fizik okudunuz. Ses dört duvar arasında akisler bırakır ve kelimelerin tonu değişir. Biz “çok yaşa” diye bağırdık. Sınıf zabitleri uzakta idiler, ses kanunları mucibince, onların kulağına “alaşağı” şeklinde gitmiş…”
Bu açıklama Paşa’nın pek hoşuna gitmiş olmalı ki, hemen zabitlere dönüp;
-Öğrenciler haklıdır, fizik ve fen bunu emreder.” demiş.
Zabitler Marko Paşa’nın yanından çıktıktan sonra öğrencilerin bu mazeretini yutmayan Paşa’nın , öğrencilere çıkıştığı söylenir.
Kendisinin çok defa Tıbbiye öğrencilerini Sultan Abdülhamid Han’ın gazabından koruduğuna bir örnektir.


Paşa etrafında anlatılan halk hikâyeleri ve fıkralar vardır.Zamanla adı, özellikle halk arasında dert dinleyen ve çözüm bulamayan ya da bulamasa bile sabırla dinleyen kişi anlamında kullanılmaya başlanmıştır. Bugün bile “Git derdini Marko Paşa’ya anlat.” deyimi buradan gelir.

Halk anlatılarından bazıları:

—Çare
Rivayete göre Marko Paşa çoğu zaman herkese çare bulamazdı ama dikkatle dinlediği için halk arasında “derdini anlatacağın en iyi kişi” olarak ün kazandı.

—Dertler
Bir kişi sürekli şikâyet edip çevresindekileri bunaltınca, insanlar ona:
“Git, derdini Marko Paşa’ya anlat.”
demeye başlamışlardı. Zamanla bu söz, dert dinlemek istemeyen kişilerin kullandığı yaygın bir söz haline geldi.

—Tedavi
Marko Paşa gün boyunca yüzlerce kişinin derdini dinlerdi. Akşam olduğunda yanındakiler:
“Paşam, bugün kaç hastayı iyileştirdiniz?”
diye sorardı.O da:
“Birkaçını tedavi ettim, ama çoğunu sadece dinledim.”
cevabını verirdi.

—Sabır

Hastalar aynı şikâyeti defalarca anlatsa bile Marko Paşa onları sözünü kesmeden dinlerdi. Bu nedenle sabrın ve anlayışın simgesi hâline geldi.

Kaynak :HAFIZ MEHMET, “ Abdülaziz niçin intihar etti “